Valikonağı Caddesi Sezai Selek Sk. No:20 D:5 Nişantaşı / İstanbul
0212 233 28 38

Nedir bu karne?

Filiz Kaya – Hurriyetegitim.com, Ocak 2013

Yine bir karne dönemindeyiz. Çocuklar hesaplamalara başladılar bile.

Tatil heyecanı daha ağır basıyor görünse de, bilin ki öncelikli olarak “notlarım ne olacak?” ardından ve daha önemlisi, “ailem ne düşünecek?” soruları, çocuklarımızın zihnini bir hayli meşgul etmekte. Kiminin içi rahat, kimi ise çok çok ince hesaplar peşinde.

Aslına bakarsak karne, ilköğretim ve ortaöğretim öğretimi veren okullarda, her öğretim dönemi sonrasında öğrenciyi ve öğrenci velisini bilgilendirme amaçlı verilen, öğrencilerin ders başarı puanlamalarını gösteren belgedir.

Peki, bundan ibaret midir? Ne yazık ki hayır… Bizdeki gelenek gereği, karne çocukların aileleri tarafından da değerlendirilmesine neden olur. Hatta her bir karne, sadece çocuğun öğrendiği derslere dair değil, adeta yaşam başarısına dair değerlendirmeymişçesine değer görüyor. Dolayısıyla aldıkları her karne ile çocuklarımız da “Bu dönem dersleri nasıl öğrenmişim?” sorusuna değil, “Ben nasıl biriyim?” sorusuna da yeni yanıtlar oluşturuyorlar. Yani alınan her karne ve her karne dönemi, çocuklarımızın kendileri ve kendi performans algılarında önemli değişiklikler yaratıyor.

Performans algısı dedikleri…

Performans algısı temelde kendimizi nasıl değerlendirdiğimiz olarak açıklanabilir. Yani kendimize ilişkin öznel değerlendirmemizdir. Performans psikolojisi alanında yapılan sayısız araştırma, bize hep aynı sonucu verir.

Performansımıza ilişkin değerlendirmelerimiz ne kadar olumlu ise (yani belli bir performans söz konusu olduğunda, kendimize olan inancımız ne kadar güçlü ise) alacağımız sonuçlar ve değerlendirmeler de o kadar olumlu oluyor. Bir çeşit kendini gerçekleştiren kehanet durumu söz konusu… Performans algımız, çocukluk yıllarımızda başlangıçta anne-babalarımız olmak üzere, diğerlerinin bizi nasıl algıladıkları ile şekillenir ve bir zaman sonra bizim kendi algımız haline gelir.

Diğer bütün performanslar gibi karnedeki duruma bakarak bir çocuğu, bir insanı değerlendirmek, yani sadece sonuçtan yola çıkarak bir yargıya varmak anne-babaları yanlış noktalara götürebilir. Karne bir sonuçtur; bir anlamı vardır tabi ki, ancak yine de önemli olan bu sonuca götüren “süreci” iyi değerlendirmek.

Değerlendirme nasıl yapılmalı?

Okulda, çocuklardan çok çeşitli alanlarda birden başarılı olmasını bekleriz. Anne-babaların dikkat etmesi gereken konuların başında çocuğun bireysel özellikleri, genel kapasitesi ve güçlü olduğu alanlar gelmeli. Bunların iyi bilinmesi ve çocuğun başarısının aldığı notlara indirgenmemesi son derece önemli.

Artık sadece bir tek “zeka” veya “yetenek” olmadığını biliyoruz. Bu nedenle, çocuğunuz, örneğin matematik dersinde zorlanıyorsa onun yeterince akıllı olmadığını düşünmek hatadır. Bir çocuğun sözel veya sayısal alanlara, müziğe, spora ya da doğa bilimlerine karşı bir eğilimi olabilir. Çok az kimse birçok değişik alana eşit derecede ilgi duyabilir, dolayısıyla da bazı alanlara doğası gereği kendini daha yakın hisseder, diğerlerini de mecbur olduğu için öğrenir. Ailelerin fark etmesi gereken çocuğun çok da yatkınlığı ya da merakı olmadığı halde, bir konuda bir şeyler öğrenme konusunda ne kadar çaba gösterdiğidir. Çocuk o dersi önemser ve anlamak için elinden geleni yaparsa, çaba gösterirse artık getirdiği karne notunun pek de önemi kalmaz, kalmamalı.

Aile ortamı karneyi değerlendirirken dikkat edilmesi gereken ikinci alan, çocuğunuzun içinde yer aldığı aile ortamıdır. Her çocuğun bireysel özelliklerinin yanında, içinde yetiştiği aile ortamının da çocuğun çalışma alışkanlıkları, okulu önemsemesi, sorumluluklarını bilmesi ve yerine getirmesi üzerinde büyük etkisi var. Okumak, öğrenmek, yeni bilgiler edinmek, aile içinde eğlenceli, keyifli bir işi olarak ele alındığında, çocuk da bu faaliyetleri bir mecburiyet olarak görmemeye başlar, bu da onun öğrenme isteğini ve dolayısıyla da okul başarısını arttırır. Ne yazık ki genellikle yapılan, çocuk okula başlayana kadar ondan hiçbir şey talep etmemek, birinci sınıftan itibaren de, çocuğun zamanını, eşyalarını organize etmesini, sorumluluklarının bilincinde olmasını beklemektir.

Bunlar yerine getirilmediği zaman aile ve çocuk arasında çok ciddi çatışmalar yaşanır, daha sonra aile çocuğa yeterince şans vermeden dışardan destek almaya, ya da çocuğun birçok sorumluluğunu kendisi yerine getirmeye başlar, örneğin ödevlerini yapmak, çantasını hazırlamak gibi.

Bu şekilde de çocuk, anne-babası için çalıştığına, onlar kızmadığı, baskı yapmadığı zamanlarda çalışması gerekmediğine ikna olmaya başlar. Anne-baba yine onun çalar saati olmuştur. Çocuk çalışmanın gerekliliğini, önemini içselleştiremeden, bu işleri bir yük olarak görmeye başlar. Bu noktada, okula ve öğretmenlere de büyük görevler düştüğünün altını çizmek gerekir. Konuları ilginç hale getirmek ve çocukta merak uyandırmak konusunda başrol oyuncuları onlardır.

Çocuğumuz hangi değerlerle büyüyor?

Son halka, çocuğun içinde yetiştiği toplum ve bu toplumun sunduğu değerlerdir. Çocuk, aile ve okul okumaya, öğrenmeye ne kadar destek verirlerse versinler, eğer toplumun genelinde, bunlar çok takdir edilen değerler değilse, çocuk bir süre sonra okula gitmenin, diploma sahibi olmanın, çalışarak başarı kazanmanın çok da anlamlı olmadığını düşünmeye başlar. Bu kadar emek vermek yerine daha kısa bir yoldan nasıl paraya ve saygın bir konuma geleceğinin hesaplarını yapacak ve karneyi önemsemeyecektir. Çevresinde diploma almış, ancak iyi yaşam koşulları oluşturmakta zorlanan örnekleri gördükçe de fazla zahmete gerek olmadığı sonucuna varacaktır.

Aileye düşenler

Bir yandan çocuklarını çok iyi gözlemlemeli ve tanımalı, diğer yandan da çocuklarına öğrenmenin zevkini verebilmelidirler. Bunların dışında, çocuğun daha okula başlamasını beklemeden, onlara çeşitli sorumluluklar vermeli, zamanlarını planlamayı, işlerini sıraya koymayı öğretmelilerdir. Öte yandan ailelerin, toplumla çocuk arasında bir süzgeç görevi de görmeleri gerekir. Çalışmanın, harcanan bir emek sonucu başarı kazanmanın zevki, kutsallığı çocuğa yine küçük yaştan itibaren anlatılmalı.

İyi karne nedir?

Çocuk, karnesini bir dönemin sonunda eline aldığında, büyük bir iç rahatlığıyla “Evet, elimden geleni yaptım, yapabileceğimin en iyisi buydu” diyebiliyorsa o karnenin iyi bir karne olduğu düşünülebilir. Ancak, çocuk aslında çok daha fazlasını yapabileceğini düşünüyorsa, o karnenin, o anki durumun bir kesiti olarak değerlendirilmesi ve bundan sonrasında neler yapılabileceğinin çocukla tartışılması yerinde olur.

Neyse ki hata diye bir şey yoktur; sadece ÖĞRENME vardır. Yani, karnesini aldı ve işler yolunda değil. Peki, ”bu ona ne öğretti?” “bir dahaki sefere neyi daha farklı yapacak?” sorulması gereken tek soru budur.

Notlar kötü… Çocuğum ne yaşıyor?

Aldığı karne karşısında mutluluk duyan öğrenci sayısı genelde azdır. Çoğu öğrenci, karnesinin çabasını yeterince yansıtmadığı görüşündedir, ya da yeterince çalışmadığını bilir ve gelen kırık notları nasıl düzelteceğinin endişesini yaşamaya başlar. Karne, bir değerlendirme olduğu için, çocuğun aklına, notla yapılan bu değerlendirmelerin, çevre tarafından da nasıl değerlendirileceği gelir. Anne-babanın, diğer akrabaların, arkadaşların, öğretmenlerin gözünde ne durumda olacağını sanki karne notları belirliyordur. Notları yüksek olan çocuk “iyi ve akıllı”, düşük olan çocuk da “tembel ve sorumsuz”dur. Ailelerin karne karşısında heyecanlarını çok da dışa vurmamaları önemli. Olumlu ya da olumsuz duyguları fazlasıyla çocuğa yansıtmak, onun kendini değerlendirmesinde sürekli başkalarına bağımlı hale gelmesine neden olur. Ancak, önemli olan çocuğun kendi kendini doğru olarak değerlendirmeyi öğrenmesi, kendi kendini eleştirmesi ve gitmesi gereken yönü kendi kendine bulmasıdır.

Evdeki değerlendirme

Öğretmenlerin, çocuğun okul başarısını değerlendirip verdikleri notların, bir de evde aileler ile birlikte değerlendirilmesi önemli. Burada “durum değerlendirmesi” kavramıdır önemli olan. Çocukla, bir öğrenci olarak bulunmayı hayal ettiği konum konuşulur. Sonra çocuk bu konuma ulaşmak için neler yapması gerektiğini düşünür ve belki biraz da ailesinden fikir alır. Daha sonra bu ideal durumun sağlanması için sahip olunan destekler ve bu durumun önündeki engeller konuşulur. Bu engellerin aşılması için birlikte planlar yapılabilir. Bu konuşmanın sonunda, çocuğun kendi istediği gibi bir öğrenci olursa bunun kısa ve orta vadedeki sonuçlarının ne olacağı, bu planlarının dışına çıkarsa nelerle karşılaşacağı son derece net olmalıdır. Artık aile ve çocuk arasında varılmış bir anlaşma vardır ve aile çocuğun bu anlaşmayı unuttuğunu, ihmal ettiğini fark ettiği noktalarda, ödemek durumunda kalacağı bedelleri ona kısaca hatırlatır. Örneğin, çocuk ideal bir öğrenciyi, notları 3 olan, derslerde parmak kaldıran, öğretmenleriyle sorun yaşamayan biri olarak tanımlamışsa, önce, bu tablonun onun için tek olası durum mu olduğu tartışılmalı. Daha sonra da, bu hedeflerine ulaşmak için nelerin ona destek, nelerin engel olduğu saptanmalı. Örneğin, çocuk çok fazla televizyon seyrediyor, okuduğunu anlamakta zorlanıyor, sınıfta bir şey söylediğinde alay edilmekten korkuyor, kendini yazılı olarak daha iyi ifade ettiğini düşünüyor olabilir. Bu verilerin ciddiye alınması ve bunlara yönelik stratejiler oluşturulması gerekir.

Unutmayın…

Okul çağındaki hiçbir çocuk sadece öğrenci değildir. Onun da herkes gibi birçok farklı yönü var. Çocuğun her ne boyutta olursa olsun başarılarını fark etmek, bunları takdir etmek, öne çıkarmak onun kendine güvenini ve kendiyle gururlanmasını sağlar. Bu açıdan baktığında da, zayıf olduğu yönleri bir eksiklik olarak değil, geliştirilmesi gereken yönler olarak kabullenmesi daha kolay olur. Unutulmamalıdır ki, sonuç değil süreç önemlidir. Çocuğa tüm geribildirimler, sonuç için değil, içinde bulunduğu süreç için verilmeli. Gösterdiği çabayı takdir etmek, bulduğu çözüm yollarını övmek, ona inanıldığını göstermek çok önemli.

Karnelerin çocuğunuzun yaptıklarının sadece bir kısmını ölçtüğünü, her şey olmadıklarını unutmayın.

Bir dahaki karne dönemine kadar yapmak isteyecekleriniz…

  • Çocuğunuzla akademik performansı hakkında sık sık konuşun. Karneler verilene kadar beklemeyin- genellikle çok gecikmiş olursunuz.
  • Beklentilerinizi çocuğunuza açıkça anlatın. Ayrıca beklentilerinizin çocuğunuzun beceri seviyesine uygun olmasına dikkat edin.
  • Çocuğunuzla beraber akademik hedefler belirleyin. Bunlar uzun ve kısa dönemli olmalı ve çocuğun yaşına uygun olmalı.
  • Sorunlu alanları çocuğunuzun öğretmeniyle konuşun. Performans problemlerine sebep olan beceri eksikliklerinin önceden belirlenmesi gerekir.
  • Çocuğunuzun öğretmeniyle tanışın. Okulun çocuklara sunduğu imkanları inceleyin, örneğin etütler, çalışma alanları ya da internet desteği gibi.
  • Çocuğunuzla beraber bir çalışma planı belirleyin. Çocuğunuzun rutin çalışma alışkanlıkları belirlemesi gerekir ve ödevleri ya da sınavları için günlük belli bir zaman ayırmalı.
  • Çocuğunuzun başarısını fark edin ve takdir edin. Örneğin bir ilkokul çocuğuna sınıftaki davranışları düzeldiği için ne kadar memnun olduğunuzu söyleyebilirsiniz.
  • Bir problem fark ederseniz yardım alın. Çocuğunuzun daha iyisini yapacağına dair söz vermesine kanmayın. Bazı problemleri bir yetişinkinin yardımı olmadan çözemeyebilir.
  • Okulun rehber öğretmeniyle iletişimde olun. Okul ve ev arasındaki bağlantı önemlidir. Rehber öğretmenler ana karneler arasında ilerleme raporları isteyebilir ve öğretmenlerle, velilerle ya da öğrencilerle toplantılar düzenleyebilir.
  • Çocuğunuzu motive eden şeyleri bulun. Olumlu motive ediciler video oyunları, CD’ler, konser biletleri gibi ödüller olabilir. Ya da telefon kullanımı ya da internet kullanımını sınırlamak, arkadaşlarıyla görüşmelerini sınırlamak ve diğer ayrıcalıklarını ortadan kaldırmak gibi sınırlamalar getirilebilir.

Bu yazı Filiz Kaya tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır.

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar