Pi BLOG

Mesleki Güvenlik İçin 3 Adım

Ruh sağlığı alanında çalışan bir terapist, her gün başka hayatların yüküne tanıklık eder. Anlatılan hikâyeler kimi zaman yoğun kayıplar, kimi zaman ciddi travmalar ya da derin yalnızlıklar içerir. Terapist, tüm bu hikâyelere alan açarken aynı zamanda kendi duygusal bütünlüğünü ve mesleki sınırlarını da korumakla yükümlüdür. Bu durum, zamanla yıpratıcı bir hâl alabilir ve terapistin hem kendi yaşam kalitesini hem de mesleki yeterliliğini tehdit edebilir. İşte tam da bu noktada, mesleki güvenlik konusu önem kazanır.

Psikologlar için mesleki güvenlik; yalnızca etik ihlallerden veya yasal sorumluluklardan korunmak anlamına gelmez. Aynı zamanda kendi duygusal ve zihinsel dayanıklılıklarını korumak, bu mesleği uzun vadede sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek anlamına gelir. Mesleki güvenliği sürdürebilmek üç başlık altında toplanır; kendi terapisini devam ettirmek, düzenli süpervizyon almak ve sürekli mesleki gelişime zaman ayırmak.

Kendi terapi seanslarını ihmal etmeden sürdürmek, bir terapist için en temel ihtiyaçlardan biridir. Danışanlarının duygusal yükünü taşıyan bir uzmanın, kendi iç dünyasına bakmadığı bir noktada, bu yükler zamanla iç içe geçmeye ve sınırları bulanıklaştırmaya başlar. Özellikle terapi sırasında karşı aktarım yaşanması, bazı temalarda kişisel zorlanmaların tetiklenmesi ya da danışanın yaşantılarının terapistin geçmişindeki kırılgan noktaları harekete geçirmesi oldukça yaygındır. Bu durumlarda terapistin kendi ruhsal sürecine alan açmaması, bir süre sonra mesleki tükenmişlik, duyarsızlaşma ya da hatalı müdahalelere neden olabilir. 

Terapist için terapi, bir lüks değil; mesleki bir gerekliliktir. Kendi terapisine devam eden bir terapist, sadece kişisel yaşamını değil, profesyonel yetkinliğini de korur. Kendi terapisinde olan bir terapist, hem mesleki etik açısından daha güvenlidir, hem de kendi sınırlarını daha iyi tanır ve koruyabilir. Çünkü kendi ruhsal sürecine bakan, zorluklarını fark eden ve düzenli olarak duygusal olarak beslenen bir terapist, danışanına alan açarken kendi alanını koruyabilen, duygusal yükleri ayırt edebilen bir konuma ulaşabilir. Sonuç olarak, terapistlik mesleğinin sürdürülebilirliği için kendi terapisinde olmak bir zorunluluk değilmiş gibi görünse de, aslında mesleğin en görünmeyen ama en sağlam yapı taşıdır. Kendine iyi bakan terapist, başkalarına daha iyi alan açabilir.

Kısacası bir terapistin mesleki güvenliği, yalnızca yaptığı işi iyi bilmesiyle değil, bu işi sürdürülebilir ve etik biçimde yapabilmesiyle ilgilidir. Kendini ihmal eden bir terapist, danışanını da bir noktada ihmal etmeye başlar. Bu nedenle terapi vermek kadar, terapi almak; danışan sürecini desteklemek kadar, kendi sürecini desteklemek; başkalarına alan açmak kadar, kendine alan açmak da terapist olmanın ayrılmaz bir parçasıdır.

Süpervizyon almak ise terapistin hem mesleki, hem de etik açıdan kendi kör noktalarını görebilmesini sağlayan önemli bir süreçtir. Genellikle yalnız yürütülen bu meslek, yoğun duygusal temaslar ve karmaşık insan hikâyeleriyle şekillenir. Bu süreçte bir rehbere, dışarıdan bir bakışa, deneyimli bir eşlikçiye ihtiyaç duymak yalnızca yeni başlayan terapistlerin değil, meslekte yıllarını geçirmiş profesyonellerin de doğal bir ihtiyacıdır. Süpervizyon, bu ihtiyaca yanıt veren en güvenli ve işlevsel yapılardan biridir. 

Zira insan zihni karmaşıktır ve her danışan ayrı bir dünyadır. Bu dünyalara girerken zaman zaman ne yapacağını bilememek, müdahalelerde kararsız kalmak ya da danışanın getirdiği materyalin terapistin kendi yaşam deneyimlerine dokunması kaçınılmazdır. Bu gibi durumlarda bir başka uzmanın dışarıdan bakışı, danışanla kurulan ilişkinin kalitesini doğrudan etkileyebilir. Süpervizyon süreci, terapistin etik sınırlarını daha net çizmesini sağlar. Müdahale ederken ne zaman durması gerektiğini, ne zaman daha aktif olması gerektiğini ya da hangi yöntemlerin uygun olacağını değerlendirirken süpervizör desteği, hata payını azaltır. Bu sayede hem danışan güvenliği, hem de terapistin mesleki yeterliliği korunmuş olur. 

Ayrıca süpervizyon, terapistin mesleki gelişimini sürekli kılan bir mekanizmadır. Vaka analizi, kuramsal bilgiye yeniden temas etme, farklı bakış açılarıyla zenginleşme ve deneyim paylaşımı yoluyla terapist, sadece bilgi düzeyinde değil, içsel olarak da büyür. Bu gelişim, terapistin sahaya olan güvenini artırır, müdahale esnekliğini geliştirir ve meslek doyumunu yükseltir. Süpervizyon, terapistin yalnızca mesleki yükünü hafifletmez; aynı zamanda daha iyi bir terapist olma yolculuğunda ona rehberlik eder. Terapistin danışanlarına etkili bir şekilde yardımcı olabilmesi, kendi mesleki süreçlerine de aynı özeni göstermesiyle mümkündür. Süpervizyon bu özenin en temel parçalarından biridir. Kendine bu alanı açan bir terapist, hem danışanına daha çok fayda sağlar hem de mesleğini daha sürdürülebilir biçimde icra eder.

Süpervizyon almak isteyen terapistler, aldıkları terapi yaklaşımlarına uygun kurumlara (örneğin EMDR Derneği, Psikodinamik Psikoterapi Derneği, CİSED gibi) başvurarak uzman süpervizörlerle çalışabilirler. Üniversitelerin klinik psikoloji yüksek lisans programlarına bağlı araştırma merkezleri ya da uygulama laboratuvarları da süpervizyon hizmeti sunabilmektedir. Ayrıca mezun olunan eğitim programlarının mezunlar ağı, süpervizyon grupları ve çevrimiçi uzman toplulukları (örneğin kapalı Facebook grupları veya LinkedIn ağları) aracılığıyla da güvenilir süpervizyon kaynaklarına ulaşılabilir. Süpervizyon desteği alınan kişinin, ilgili terapi yaklaşımında yeterliliğe, etik donanıma ve klinik deneyime sahip olmasına özen gösterilmelidir.

Bir diğer önemli unsur ise sürekli mesleki gelişimdir. Psikoloji bilimi, toplumsal değişimlerle ve yeni araştırmalarla sürekli dönüşen, yaşayan bir alandır. Bugün geçerli olan bir müdahale yöntemi ya da yaklaşım, birkaç yıl sonra yerini daha etkili bir yönteme bırakabilir. Toplumların ihtiyaçları, danışan profilleri, kültürel yaklaşımlar değişir; dolayısıyla terapistlerin de bu değişime ayak uydurması gerekir. Sürekli eğitimler, güncel seminerler, bilimsel yayınlar, vaka analizleri gibi mesleki gelişim yolları, terapistin sadece bilgisini değil, özgüvenini ve esnekliğini de artırır. Aynı zamanda bu gelişim süreci, terapistin sahaya duyduğu saygının ve kendini güncel tutma sorumluluğunun da bir göstergesidir.

Sürekli mesleki gelişim sayesinde terapist, danışanlarının farklılaşan ihtiyaçlarını daha iyi anlayabilir, çeşitli sorun alanlarına daha esnek ve bütüncül bir bakışla yaklaşabilir. Örneğin, pandemiden etkilenen çocuklarla çalışmak, göç deneyimi yaşayan bireyleri anlamak ya da toplumsal travmalarla baş eden danışanlara destek olmak için terapistin sadece temel terapi eğitimi yeterli olmayabilir. Bu gibi durumlar, özel eğitimler, vaka analizleri ve güncel yayınlar aracılığıyla desteklenmelidir. 

Bunun yanısıra yeni bilgi ve beceriler, terapistin özgüvenini artırır, mesleki belirsizlikler karşısında daha dayanıklı olmasını sağlar. Bu da doğrudan terapötik ilişkiye yansır. Terapist, danışanla daha güvenli, açık ve etkili bir ilişki kurabilir. Etkili bir terapötik ittifak ise, psikoterapinin en güçlü iyileştirici unsurudur. Terapistin kendi mesleki yolculuğunu bir öğrenme süreci olarak görmesi, merak duygusunu ve entelektüel canlılığını koruması bu sürecin sürdürülebilirliğini artırır. 

Sürekli mesleki gelişimin sürdürülebilir olabilmesi için terapistin yalnız kalmaması da önemlidir. Mesleki topluluklarla temasta olmak, diğer terapistlerle fikir alışverişi yapmak, zenginleştirici geri bildirimler almak bu süreci daha verimli ve keyifli hale getirir. Ayrıca yalnızca bilgi değil, meslektaş dayanışması ve duygusal destek de böyle topluluklarda mümkündür. Bu bağlamda dernekler, online platformlar, seminer serileri ve çalıştaylar terapiste yalnız olmadığını ve öğrenmenin kolektif bir deneyim olduğunu hatırlatır.

Sonuç olarak, terapistlik yalnızca bilgi ve tekniklerin uygulandığı bir meslek değil; aynı zamanda insan ruhuna temas eden, duygusal olarak yoğun ve derin sorumluluklar barındıran bir yolculuktur. Bu yolculuğun sağlıklı, etik ve sürdürülebilir kalabilmesi için terapistlerin hem kendi ruhsal ihtiyaçlarını ihmal etmemesi hem de mesleki gelişimlerini sürekli desteklemesi gerekir. Kendi terapisinde olmak, düzenli süpervizyon almak ve sürekli öğrenmeye açık kalmak; terapistin hem kendine hem de danışanına duyduğu saygının bir göstergesidir. Çünkü iyi bir terapist, sadece başkalarına alan açan değil, aynı zamanda kendisine de bu alanı tanıyabilen kişidir. Mesleki güvenliğin temellerini oluşturan bu üç yapı taşı sayesinde terapist, hem insani hem de mesleki bütünlüğünü koruyarak, mesleğini uzun yıllar boyunca sağlıklı biçimde sürdürebilir.