Pi BLOG

AŞK 101

"Romantik aşk, beyindeki ödül sisteminin bir parçasıdır; tıpkı aç olduğunuzda yemek istemek gibi. Ancak bu sistem, bağımlılık yapan bir kimyasal etkiyle birleşir. Bu yüzden aşık olmak, beyninizin derinliklerinde yankılanan bir patlama gibidir."

Helen Fisher - Why We Love: The Nature and Chemistry of Romantic Love (2004)


Aşk mı, Değil mi? Aşkın İşaretleri ve Kimyası

Aşk… İnsanlığın en çok konuştuğu, hakkında şarkılar, şiirler yazdığı o büyüleyici duygu. Ancak bazen insan kendine şu soruyu sorar: “Ben gerçekten aşık mıyım?” Eğer siz de bu soruya yanıt arıyorsanız ya da karşınızdaki kişinin size âşık olup olmadığını anlamaya çalışıyorsanız, gelin aşkın işaretlerini ve kimyasını birlikte inceleyelim.

Aşık mıyım? Aşkın İşaretleri Nelerdir?

Aşkı hissetmeye başladığınızda, bu duygu sizi hem fiziksel hem de psikolojik olarak etkiler. Aşık olduğunuz kişiyi düşündüğünüzde, zihninizde ve bedeninizde belirgin değişimler gözlemlenir. İşte aşkın en yaygın belirtileri:

1. Zaman Algısında Değişim: Sevdiğiniz kişiyle vakit geçirirken zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Anlar daha kıymetli ve hızlı akar.

2. Sürekli Onu Düşünme: Beynin ödül mekanizması aktive olur ve sevdiğiniz kişi zihninizin merkezine yerleşir. Dopamin ve serotonin seviyelerindeki değişimler, onu düşünmeden duramamanıza sebep olur.

3. Mutluluk ve Motivasyon Artışı: Sevdiğiniz kişinin mutluluğu sizin için önemli hale gelir. Küçük detaylar bile sizi mutlu eder. Onunla birlikte olmak, hayata dair motivasyonunuzu artırır.

4. Fiziksel ve Duygusal Tepkiler: Kalp çarpıntısı, terleme, hızlı nefes alma, göz bebeklerinde büyüme, mide kelebekleri (hafif heyecan hissi), genel enerji artışı ve neşe... Bu tepkiler, aşkın kimyasal etkilerinden kaynaklanır ve beyninizin ödül sistemi tarafından tetiklenir.

5. Kıskançlık veya Sahiplenme Hissi: Aşk bazen kıskançlık ve sahiplenme duygularını da beraberinde getirir. Ancak bunun sağlıklı sınırlar içinde kalması önemlidir. Aşırı kıskançlık, ilişkiler için sağlıklı olmayan bir duygudur.

6. Hayata Yeni Bir Bakış Açısı: Sevdiğiniz kişiyle yeni şeyler denemek, hayatınızı onunla birlikte şekillendirmek isteyebilirsiniz. Aşk, yenilik arayışınızı tetikler.

Peki, O Bana Aşık mı?

Aşkın karşılıklı olup olmadığını anlamak, her iki tarafın da duygusal olarak çaba harcamasını gerektirir. Karşınızdaki kişinin duygularını anlamak bazen zor olabilir, ancak bazı işaretler size yardımcı olabilir. Bu işaretler, sadece onun duygularını değil, ilişkinize verdiği önemi de gösterir. İşte aşkın karşılıklı olup olmadığını anlamanızı sağlayacak bazı işaretler:

1. Öncelik Verme: Gerçekten aşık olan biri, sizinle vakit geçirmek için çaba gösterir ve sizi öncelik haline getirir.

2. Küçük Detayları Hatırlama: Sizinle ilgili küçük ayrıntıları unutmayan biri, sizi gerçekten dinliyor ve önemsiyor demektir.

3. Duygularını Açıkça Paylaşma: Aşık bir insan, düşüncelerini ve hislerini saklamak yerine sizinle paylaşır.

4. Göz Teması ve Vücut Dili: Gözlerinize uzun süre bakması, beden dilinin size yönelmesi, hafif dokunuşlarla yakınlık kurması, aşkın fiziksel göstergelerindendir.

5. Ortak Hayaller Kurma: Aşık bir insan, sizi hayatının bir parçası olarak görmeye başlar. Geleceğe dair ortak planlar yapıyorsa, bu bir bağlılık işaretidir.

6. Zor Zamanlarda Yanınızda Olma: Aşk sadece güzel anlarda değil, zor zamanlarda da kendini gösterir. Sizinle sorunlara çözüm bulmaya çalışıyorsa, duygularının derinliği hakkında ipucu verir.

Aşkın Kimyası: Beynimizde Neler Oluyor?

Aşk, yalnızca duygusal bir deneyim değil, aynı zamanda bedenimizin biyolojik olarak tepki verdiği karmaşık bir süreçtir. Beynimiz, aşkla birlikte çeşitli hormonlar salgılar ve bu hormonlar, aşkın hem fiziksel hem de psikolojik etkilerini yönlendirir. Her bir hormon, aşkın farklı yönlerini ve aşık olma sürecinin duygusal ve fiziksel etkilerini şekillendirir. İşte aşkı biyolojik olarak daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olan bazı hormonlar:

1. Dopamin (Mutluluk Hormonu): Sevdiğiniz kişiyle vakit geçirdiğinizde salgılanır ve aşkı ödül gibi hissetmenizi sağlar.

2. Oksitosin (Bağlanma Hormonu): Sarılmalar, dokunuşlar ve birlikte geçirilen anlarda salgılanarak güven duygusunu pekiştirir.

3. Serotonin: Sevdiğiniz kişiyi sürekli düşünmenize neden olur. Serotonin seviyesindeki değişimler, aşkın obsesif doğasını açıklar.

4. Adrenalin ve Noradrenalin: İlk buluşmalarda kalp çarpıntısı, heyecan ve terleme gibi fiziksel tepkilere neden olur.

5. Feniletilamin (Aşk Molekülü): Beynin ödül merkezlerini aktive ederek, aşıkken yaşanan enerji dolu hisleri yaratır. 

Aşkın Yansıması: Beden ve Ruh

"Biliyor musun? Bazen seni düşündüğümde vücudumda bir şeyler oluyor. Kalbim hızlanıyor ve hissettiğim şey, sadece bir fikir olmaktan çok daha fazlası gibi."

"Her” Spike Jonze, 2013


Beyinde yaşanan kimyasal değişimlerin vücudumuza ve ruh halimize doğrudan etkileri vardır:

  • Kalp atışlarında hızlanma (heyecan ve tutku)
  • Göz bebeklerinin büyümesi (çekim ve odaklanma)
  • Mide kelebekleri hissi (adrenalin etkisi)
  • Mutluluk ve enerji artışı (dopamin ve oksitosin salgısı)
  • Kaygı ve stresin azalması (serotonin dengesi)

Aşk, hem bedeni hem de ruhu etkileyen çok boyutlu bir deneyimdir. Sevdiğiniz kişiyle birlikteyken hissettiğiniz duygular, yalnızca psikolojik değil, aynı zamanda biyolojik bir dönüşümün de göstergesidir.

Aşkın Ömrü Kelebek Kadar (mı?)

“Aşkın bir ömrü var mı? Aşk biter mi?” gibi sorular size de tanıdık gelebilir. Bu soruların cevabı, aşkı nasıl tanımladığınıza ve hangi yönlerine odaklandığınıza bağlı olarak değişir. Araştırmalara göre romantik aşkın yoğun kimyasal etkileri genellikle 6 ay ile 3 yıl arasında sürer. Ancak, bu yoğunluğun zamanla azalması, aşkın sona erdiği anlamına gelmez; aşk, tutku ve romantizmin ötesine geçerek bağlılık ve güvene dönüşmek üzere evrimleşmiştir.

Helen Fisher ve ekibinin araştırmaları, bu dönüşümün evrimsel bir amacı olduğunu; çiftlerin çocuklarını büyütmek ve hayatta kalmalarını sağlamak için bağlanmayı desteklediğini ortaya koyar. Uzun süreli ilişkilerde, bağlılık ve sevginin ön plana çıktığı bir ikinci aşama başlar. John Gottman aşkı canlı tutmanın, sevgi ve bağlılığı yeniden keşfetmekle mümkün olduğunu vurgular. Örneğin, birlikte yemek yapma, seyahat etme ya da küçük jestlerle sevgiyi ifade etme gibi paylaşılan anlamlar yaratmak, ilişkinin derinleşmesine katkıda bulunur. Yani aşkın ömrü kesin bir süreyle sınırlı olmasa da, yoğun tutkudan bağlılık ve sevgiye dönüşüm yolculuğu vardır.

Bu yazı Uzm. Psk. Merve Ağırbaşlı tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için: merve@psikolojistanbul.com

Kaynakça
  • Aron, A., Fisher, H., Mashek, D. J., Strong, G., Li, H., & Brown, L. L. (2005). Reward, motivation, and emotion systems associated with early-stage intense romantic love. Journal of Neurophysiology, 94(1), 327-337.
  • Fisher, H. (2004). Why We Love: The Nature and Chemistry of Romantic Love. Henry Holt and Company.
  • Bartels, A., & Zeki, S. (2000). The neural basis of romantic love. NeuroReport, 11(17), 3829-3834.
  • Fischer H. (2008). The brain in love. https://www.ted.com/talks/helen_fisher_the_brain_in_love?subtitle=en
  • Fisher, H. E., Aron, A., & Brown, L. L. (2006). Romantic Love: An fMRI Study of a Neural Mechanism for Mate Choice. The Journal of Comparative Neurology.
  • Gottman, J., & Silver, N. (1999). The Seven Principles for Making Marriage Work.