Pi BLOG

Travma Yakınlığı Nasıl Etkiler?

Mutlu Bir İlişki Mümkün mü?

Birçok çift ilişkilerinde zorlandığında bunu şu cümleyle ifade eder:

“Birbirimizi seviyoruz ama neden bu kadar yoruluyoruz?”

Kimi zaman, “Küçük şeyler bir anda büyüyor,” derler.

Kimi zaman, “Aynı evdeyiz ama birbirimize ulaşamıyoruz.”

Bazen, “Eskiden daha yakındık, şimdi aramızda görünmez bir mesafe var,” diye anlatırlar.

Bazen de, “Konuşmak istiyoruz ama konuşunca daha da uzaklaşıyoruz,” diye eklerler.

Bu cümleler ilk bakışta bugünkü tartışmaları, iletişim biçimlerini ya da kişilik farklarını işaret ediyor gibi görünür. Oysa pek çok durumda asıl neden, geçmişte yaşanmış ve hâlâ zihnimizde, bedenimizde ve ilişkilerimizde yaşamaya devam eden travmatik izlerde saklıdır.

Travma denildiğinde akla genellikle çok büyük ve dramatik olaylar gelir: şiddet, istismar, kazalar, savaşlar, ani kayıplar… Oysa bugün biliyoruz ki travma yalnızca bunlardan ibaret değildir. Çocuklukta duygusal olarak görülmemek, ihtiyaçların yeterince karşılanmaması, sürekli eleştirilmek, yalnız bırakılmak ya da güvenli bir bağ kurulamamış olması da travmatik etkilere yol açabilir. Bu tür deneyimler çoğu zaman “travma” olarak adlandırılmaz; kişi bunları hayatın doğal bir parçası sanır. Ancak beden ve sinir sistemi bu deneyimleri kaydeder ve yetişkinlikte kurulan ilişkilerde yeniden hatırlar.

Travmayı en sade hâliyle, kişinin kendi gerçek benliğiyle bağlantısının kopması olarak düşünebiliriz. Travma yaşandığında sinir sistemi hayatta kalmaya odaklanır. Bu noktadan sonra ilişki, bağlanma ve yakınlık alanı olmaktan çıkıp korunulması gereken bir alan hâline gelebilir. Kişi bunu bilinçli olarak seçmez; beden bunu otomatik olarak yapar.

Bu nedenle travma yaşayan birçok insan ilişkide geri çekilebilir, duygusal olarak kapanabilir ya da tam tersine aşırı uyum sağlayarak kendini yok sayabilir. Yakınlık bazen güven verici değil, tehlikeli hissettirebilir. Partneri sevmekle birlikte onunla gerçekten yakın olmak zorlaşabilir. Çoğu zaman partner bunu “ilgisizlik” ya da “soğukluk” olarak algılar; oysa altta yatan şey sevgisizlik değil, korkudur.

Travma ilişkide pek çok farklı yoldan ortaya çıkabilir. Bazen ilişkinin kendi içinde yaşanan aldatma, ihmal ya da zor zamanlarda yalnız bırakılma gibi deneyimler bağlanma sistemini sarsar. Bazen çocukluktan gelen, hiç ele alınmamış yaralar yetişkin ilişkilerinde tetiklenir. Bazen de yetişkinlikte yaşanan kazalar, kayıplar ya da ciddi hastalıklar hem bireyi hem de ilişkiyi dönüştürür. Büyük ya da küçük olsun, travma her zaman ilişkiye bir iz bırakır.

Travma geçmişi olan biri için yakınlık çoğu zaman “görünür olmak” anlamına gelir. Görünür olmak ise şu sessiz soruyu tetikleyebilir:

“Beni gerçekten görürse, sevmeyi bırakır mı?”

Bu korku nedeniyle bazı insanlar yakınlaştıkça geri çekilir, bazıları ise partnerini kaybetmemek için kendi ihtiyaçlarını tamamen bastırır. Her iki durumda da ilişki yavaş yavaş yıpranır.

Oysa mutlu ilişkiler, büyük romantik jestlerden çok küçük ama sürekli bağ anlarıyla güçlenir. Bir yakınlık çağrısı, partnerin ilişki kurmak ya da duygusal temas sağlamak amacıyla yaptığı her türlü girişimdir. Çoğu zaman bu çağrılar küçük ve gündeliktir.


Örneğin, “Bu şarkıyı gerçekten seviyorum.” demek gibi. Bu çağrıya yönelerek verilen basit bir yanıt, “Evet, ben de seviyorum!” , ilişkiye küçük ama anlamlı bir pozitif duygu ekler. 


Yönelmemek (örneğin görmezden gelmek) ya da karşı çıkmak (“Beni rahatsız etme!” gibi) ise negatif duygular üretir.


Araştırmalar gösteriyor ki:

Mutlu çiftler, birbirlerine yapılan çağrılara %86 oranında yönelir.

Mutsuz çiftler ise sadece %33 oranında yönelir.

Bazı çağrılar ise çok daha kritik öneme sahiptir. Örneğin bir partnerin “İşimi kaybetmekten korkuyorum” dediğinde görmezden gelinmesi, ilişki için son derece yıkıcı olabilir.

Gün içinde söylenen basit bir cümle, paylaşılan bir bakış, zor bir anda verilen küçük bir yanıt… Tüm bunlar ilişkinin duygusal bağını besler. Travma varsa, kişi bu anları fark etmekte ya da karşılık vermekte zorlanabilir. Bu bir isteksizlik değil, sinir sisteminin koruma refleksidir.

Her ilişkide çatışma vardır. Hiç kimse partneriyle yüzde yüz uyum içinde değildir. Çatışmalar aslında daha fazla anlayış ve bağ kurmak için fırsatlar sunar. Ancak travma geçmişi olan kişiler için çatışma, geçmişte yaşanan yalnızlık, çaresizlik ya da utanç duygularını yeniden canlandırabilir. Bu nedenle bazı insanlar susar, bazıları sertleşir, bazıları ise geri çekilir. Oysa çatışma doğru ele alındığında ilişkiyi zayıflatmaz; aksine derinleştirir.

Güven, travmadan en çok etkilenen alanlardan biridir. Güven yalnızca sadakatle ilgili değildir. Güven, “Zor anımda benim için orada olacak mısın?” sorusuna verilen cevaptır. Tutarlılık, şeffaflık, duygusal erişilebilirlik ve sorumluluk zamanla güveni yeniden inşa edebilir. Travma güveni zedeler, ancak onu kalıcı olarak yok etmek zorunda değildir.

Travma yaşayan kişilerde zamanla aşırı tetikte olma, uyku ve konsantrasyon sorunları, istenmeyen anılar, duygusal donukluk ya da yoğun utanç duyguları görülebilir. Bu belirtiler yalnızca bireyi değil, ilişkiyi de etkiler. Kişi kendini sevilmeye layık hissetmemeye başlayabilir ve bu inanç ilişkiye sessizce sızar.

Travmanın etkilediği ilişkileri onarmak için uygulanabilir ve araştırma temelli araçlar sunan Gottman yaklaşımı, özellikle duygusal güvenliğin yeniden inşa edilmesine, kendini yatıştırma becerilerinin geliştirilmesine, ortak anlam ve bağ duygusunun güçlendirilmesine odaklanır. Bu süreçte, hem Gottman yaklaşımını hem de travma bilgili terapiyi bilen bir terapistin desteği iyileşme yolculuğunu önemli ölçüde destekleyebilir.

İyileşme mümkündür; ancak travma yok sayılarak iyileşmez. Travmanın etkisi fark edildiğinde, şefkatle ele alındığında ve güvenli bir ilişki içinde çalışıldığında dönüşüm mümkündür. 

Birçok ilişkide sorun sevginin yokluğu değildir. Sorun, sevgiyi taşıyamayacak kadar yorulmuş bir sinir sistemidir. Travma sevgiyi yok etmez; yalnızca önüne bir perde çeker. Ve o perde aralandığında, yakınlık yeniden mümkün olur.

Bu yazı Birgül Geyimci tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için birgul@psikolojistanbul.com