Pi BLOG

Yönümüzü Kaybettiğimiz Zamanlar

Anomi ve Toplumsal Çözülmenin Ruhsal İzleri


Yönsüzlük her zaman bireysel bir dağınıklık değildir; bazen toplumsal pusulanın kaybolduğuna işaret eder.


Zaman zaman kendimizi dağılmış, yönünü kaybetmiş ya da hiçbir yere ait değilmiş gibi hissedebiliriz.
“Ne yaparsam yapayım bir şey değişmiyor” ya da “Bu sistemde ayakta kalmak çok zor” düşünceleri zihnimizden geçebilir.


Bu duygular ve düşünceler çoğu zaman yalnızca kişisel bir içsel karmaşaya işaret etmeyebilir.
Bazen yaşadığımız ruhsal zorlanmalar, daha geniş bir toplumsal çözülmenin içimizde bıraktığı izlerdir.


Sosyolojide bu duruma verilen isim anomidir.


Anomi, toplumun norm ve değerlerinin çözüldüğü ya da belirsizleştiği durumlarda ortaya çıkan bir toplumsal istikrarsızlık halidir. Kavramı ortaya atan sosyolog Emile Durkheim, anomiyi; insanların kopuk, amaçsız hissedebildiği, neyin doğru ya da beklenen olduğuna dair belirsizlik yaşadığı bir durum olarak tanımlar. Anomi zamanlarında alışılmış ahlaki kılavuzlar, toplumun bir arada kalmasını sağlayamaz hâle gelir.


Bu nedenle ruhsal sıkıntıları yalnızca bireyin iç dünyasında değil, toplumsal bağlamda da anlamak gerekir. Anomi kavramı, bu bağlamı kavramak için güçlü bir mercek sunar.


Anomi Olduğunda Toplumda Ne Değişir?

Anomi tek bir anda ortaya çıkmaz; yavaş yavaş hissedilir.


  • Ortak değerler zayıflar
  • Güven duygusu azalır
  • “Ne kadar yeterli?” sorusunun cevabı belirsizleşir
  • Dayanışma yerini yalnız kalmaya bırakır.

Durkheim’e göre toplum, yalnızca bireylerin toplamı değildir. Toplumu ayakta tutan şey; paylaşılan değerler, ahlaki sınırlar ve ortak ölçülerdir.

Bu ölçüler çözüldüğünde insanlar arzularını ve beklentilerini düzenlemekte zorlanır.
İşte anomi tam olarak burada başlar: Toplum vardır, ama yön yoktur.


Robert K. Merton ve Yapısal Anomi

Robert K. Merton, anomiyi farklı bir açıdan ele alır. Ona göre toplum herkese başarıyı, mutluluğu ve refahı vaat eder; ancak bu hedeflere ulaşmak için herkese eşit fırsatlar sunmaz. Hedefler ile imkânlar arasındaki bu gerilim, bireyde derin bir hayal kırıklığı ve kopuş yaratır.


Modern toplumlar bireylere şunu öğretir:
“Başarılı olmalısın. Mutlu olmalısın. Daha fazlasını istemelisin.”


Ancak aynı toplum;


  • eşit eğitim,
  • adil istihdam,
  • güvenli bir gelecek sunmaz.

Bu durumda birey, istenen hedeflerle ulaşabileceği imkânlar arasındaki uçurumda sıkışır.
Merton’a göre anomi tam da burada doğar: İdeal vardır ama yol yoktur.


Bu yapı yalnızca suçu değil; umutsuzluğu, yabancılaşmayı ve geri çekilmeyi de üretir.


Anomi Ne Zaman ve Neden Ortaya Çıkar?

Anomi çoğu zaman kriz, istikrarsızlık ve hızlı değişim dönemlerinin ardından görünür hâle gelir. Toplumsal yapıların sarsıldığı bu dönemlerde, bireyler yalnızca dış dünyaya değil, kendi iç pusulalarına da güvenmekte zorlanır.


Anominin güçlendiği başlıca koşullar şunlardır:


  • Ekonomik çöküşler ve derinleşen eşitsizlikler:
    İşsizlik, güvencesizlik ve adaletsiz toparlanma süreçleri; istikrar ve hakkaniyet duygusunu aşındırır.
  • Kurumsal güvenin zayıflaması (hukuk, eğitim, sağlık):
    Kuralların ve sistemlerin koruyucu işlevini yitirmesi, “neye güveneceğiz?” sorusunu büyütür.
  • Doğal afetler:
    Kurumların yetersiz kaldığı durumlarda geçici bir normsuzluk ve yön kaybı yaşanabilir.
  • Hızlı göç hareketleri:
    Ortak normların henüz oluşmadığı ortamlarda yanlış anlamalar, güvensizlik ve kopukluk artar.
  • Toplumsal huzursuzluk ve politik krizler:
    Otorite, meşruiyet ve davranış normları belirsizleşir; “neyin doğru olduğu” netliğini kaybeder.
  • Hızlı kentleşme ve yalnızlaşma:
    İnsanlar kalabalıklar içinde yaşarken sosyal bağlar zayıflar.
  • Toplumsal değerlerin parçalanması:
    Ortak anlam dünyası çözüldükçe bireyler daha yalnız ve yönsüz hisseder.
  • “Çok çalışırsan başarırsın” anlatısının gerçeklikle örtüşmemesi:
    Çaba ile karşılık arasındaki bağ koptuğunda hayal kırıklığı ve kopuş derinleşir.

Bu koşullar bir araya geldiğinde, anomi yalnızca toplumsal bir sorun değil; bireyin ruhsal dünyasında da derin izler bırakan bir deneyime dönüşür.


Anomi ve Ruh Sağlığı:

Durkheim, Suicide (1897) adlı kitabında intihar oranlarının yalnızca bireysel mutsuzlukla açıklanamayacağını söyler.
Toplumsal bağların zayıfladığı dönemlerde, insanların hayata tutunmasını sağlayan dayanaklar da sarsılır.


Onun ifadesiyle:
“İnsanları hayata bağlayan bağ gevşer; çünkü onları topluma bağlayan bağın kendisi gevşemiştir.”


Bugün klinik ortamda sıkça duyduğumuz şu cümleler de anomiyle yakından ilişkilidir:


  • “Ne yaparsam yapayım bir şey değişmiyor.”
  • “Bu sistemde doğru kalmak mümkün değil.”
  • “Artık kurallara güvenmiyorum.”

Araştırmalar, anomik koşullarda yaşayan bireylerin daha fazla kaygı, umutsuzluk ve tükenmişlik bildirdiğini göstermektedir.


Modern Dünyada Anomi

Durkheim 19. yüzyılda yazmış olsa da, anomi bugün belki de her zamankinden daha görünürdür.
Teknolojik dönüşüm, politik kutuplaşma ve artan ekonomik eşitsizlik, birçok toplumda istikrarsızlık ve güvensizlik hissini artırmaktadır.


Özellikle çevrimiçi alanlar, ortak normların zayıf olduğu mekânlardır. Taciz, yanlış bilgi, linç kültürü ve parçalanmış güven duygusu; norm tutarlılığının yokluğunda ortaya çıkan anomik sonuçlar olarak değerlendirilebilir.


Kalabalıklar içindeki yalnızlık, günümüz anomisinin en yaygın duygusal karşılıklarından biridir.


Anominin Sonuçları: Toplumda ve Bireyde
Toplumsal Düzeyde


  • Suç oranlarında artış
  • Toplumsal huzursuzluk ve öfke döngüleri
  • Güven duygusunun zayıflaması
  • Dayanışma ve aidiyet bağlarının çözülmesi

Psikolojik Düzeyde

Anomi yalnızca toplumsal düzeni değil, bireysel ruhsal iyilik hâlini de etkiler.


  • Kaygı ve belirsizlik hissi
  • Depresyon ve umutsuzluk
  • Yabancılaşma ve yalnızlık
  • Amaç ve anlam kaybı
  • Tükenmişlik ve motivasyon düşüşü

Anomi, bireylerde yalıtılmışlık, amaçsızlık ve kaygı duyguları yaratarak ruh sağlığını ve iyi oluşu olumsuz etkiler. Toplumsal normların ve değerlerin çözülmesiyle karakterize edilen bu sosyal durum, bireylerin yön ve destek duygusunu kaybetmelerine yol açar; bu da depresyon ve anksiyete bozukluklarının görülme sıklığını artırabilir. Araştırmalar, anomik koşullarda yaşayan bireylerin daha yüksek düzeyde psikolojik sıkıntı bildirdiğini göstermektedir. Nitekim American Journal of Sociology’de yayımlanan bir çalışma, kentsel nüfuslar arasında anomi ile ruh sağlığı sorunları arasında bir ilişki saptamıştır. Toplumsal bütünlüğün bozulması ve paylaşılan değerlerin yokluğu, bireysel iyi oluşta bir gerilemeye katkıda bulunur; bu nedenle ruh sağlığı sonuçlarını iyileştirmek için anomiyi besleyen toplumsal etkenlerin ele alınması büyük önem taşır.


Peki Ne Yapabiliriz? Başa Çıkma Yolları

Anomiyle baş etmek yalnızca bireyin değil, toplumun ortak sorumluluğudur. Ancak her iki düzeyde de atılabilecek önemli adımlar vardır.


Bireysel Düzeyde Ne Yapabiliriz?

1. Anlam Alanları Yaratmak
Her şeyi kontrol edemeyiz; ancak neyi önemsediğimizi seçebiliriz. Anlam, büyük ideallerden değil; çoğu zaman küçük ama tutarlı değer seçimlerinden doğar.


2. Sosyal Bağları Güçlendirmek
Anomi izolasyonu besler. Güvenli ilişkiler ise ruhsal dayanıklılığın en güçlü koruyucusudur.


3. Duyguları Bastırmak Yerine Anlamlandırmak
Öfke, umutsuzluk ve hayal kırıklığı “zayıflık” değil; bozulan bir düzenin duygusal sinyalleridir.


4. “Benim Hatalarım” Anlatısını Sorgulamak
Her başarısızlık kişisel yetersizlik değildir. Bazen sorun, bireyde değil yapının kendisindedir.


 


Toplumsal Düzeyde Neye İhtiyacımız Var?

1. Adalet ve Eşitlik Algısını Güçlendiren Politikalar
Adalet duygusu, ruh sağlığının da temelidir.


2. Topluluk Temelli Dayanışma Alanları
Mahalle, okul, sivil toplum ve gönüllülük; anominin panzehiridir.


3. Eğitimde Yalnızca Başarıyı Değil, Etik ve Dayanışmayı Konuşmak
“Nasıl kazanırım?” kadar “Birlikte nasıl yaşarız?” sorusu da öğretilmelidir.


4. Ruh Sağlığını Toplumsal Bir Mesele Olarak Ele Almak
Ruhsal zorlanmalar yalnızca bireysel tedaviyle değil, toplumsal onarımla da iyileşir.


Bir Hatırlatma

Anomi, birçok insanın hissettiği ama adını koymakta zorlandığı bir durumu görünür kılar, yön kaybını, çözülme hissini ve aidiyet yitimini. Suçtan politik huzursuzluğa, güvensizlikten psikolojik zorlanmalara kadar pek çok olguyu anlamak için güçlü bir çerçeve sunar.


Yönsüzlük çoğu zaman bireysel bir yetersizlikten değil, yön gösteren yapıların zayıflamasından doğar. Yönümüzü kaybettiğimizde yeniden yön bulmak mümkündür; ancak bu süreç çoğu zaman yalnız başına değil, ilişkiler içinde ve birlikte gerçekleşir.


Ruh sağlığını yalnızca bireyin iç dünyasında değil; ilişkilerde, sistemlerde ve toplumsal bağlamda ele aldığımızda iyileşme daha mümkün hâle gelir. Çünkü iyilik hâli yalnızca “iyi hissetmek” değildir. Yaşadığımız dünyada kendimize bir yer bulabilmektir.


Ve iyileşme, çoğu zaman içe kapanarak değil; bağ kurarak, temas ederek ve birlikte anlam üreterek mümkün olur.

Bu yazı Birgül Geyimci tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için birgul@psikolojistanbul.com


Kaynaklar:

https://sasaonline.org.za/understanding-the-concept-of-anomie-in-contemporary-society/


https://sociology.org/anomie-definition-sociology/


https://www.simplypsychology.org/anomie.html


Görsel: ChatGPT tarafından hazırlanmıştır.