Pi BLOG

Like’lar, Mesajlar ve İlk Aşklar

Dijital Çağda Yakın İlişkiler

Günümüz dijital dünyasında sosyal medya, çevrim içi iletişim ve sürekli erişilebilirlik; ön ergen ve ergenlerin  yakın ilişkilerini önceki kuşaklara kıyasla daha erken ve daha görünür hâle getirmektedir. Bu ilişkiler yalnızca sosyal bir deneyim değil; duygusal, bilişsel ve gelişimsel süreçlerle iç içe ilerleyen önemli öğrenme alanlarıdır. Bu nedenle ebeveynlerin, çocuklarının gelişimsel ihtiyaçlarını dikkate alırken dijital çağın getirdiği yeni riskleri ve fırsatları birlikte değerlendirmeleri büyük önem taşır.

9–11 yaşlarını kapsayan ön ergenlik döneminde çocuklar hem bedensel hem de duygusal düzeyde çeşitli değişimler yaşamaya başlar. Bu dönemde artan gelişimsel hareketlilik, bazı çocuklarda duygusal hassasiyetin artmasına ve bedene, yakınlığa ya da ilişkilere dair merakın daha fark edilir hâle gelmesine eşlik edebilir. Bu durum, çocuğun kendini tanıma ve sınırlarını fark etme sürecinin doğal bir parçasıdır.

Bilişsel gelişim açısından ön ergenlik, somut düşüncenin baskın olduğu bir dönemdir. Çocuklar duyguların nedenlerini ve ilişkilerin karmaşık dinamiklerini derinlemesine değerlendirmekte henüz sınırlı bir kapasiteye sahiptir. Bu yaş grubunda yakın ilişkiler çoğunlukla gözlemlenen davranışların taklit edilmesiyle şekillenir; idealize edilen, sembolik ve zaman zaman oyun benzeri bir nitelik taşır.

Dijital ortamlar ise bu ilişkilerin görünürlüğünü artırabilmektedir. Çocuklar hoşlandıkları kişiyi sosyal medyada takip edebilir, mesajlaşma uygulamaları üzerinden iletişim kurabilir ya da arkadaş gruplarında çevrim içi platformlar aracılığıyla “sevgili” olarak adlandırılabilirler.  Bu yaşlarda çocuklar, çevrim içi davranışların kalıcılığı ve sınırları konusunda yeterli farkındalığa sahip değildirler. Atılan bir mesajın, paylaşılan bir fotoğrafın ya da yapılan bir yorumun kontrol edilemez biçimde yayılabileceğini öngörmekte zorlanırlar. Bu nedenle ebeveynlerin dijital mahremiyet, güvenli paylaşım ve kişisel sınırlar konusunda erken yaşta rehberlik etmesi koruyucu bir rol oynamaktadır. 

Ergenliğin ilerleyen dönemlerinde ( 12-18 yaş ) ise gençler, ilişkiler üzerine daha fazla düşünmeye ve sorgulamaya başlar. “Bu ilişkide ben kimim?”, “Beni gerçekten seviyor mu? ”,  “Sınırlarım nerede başlıyor?” gibi sorular, gelişen soyut düşünme becerileriyle yakından ilişkilidir. Ancak bu sorgulama kapasitesi gelişirken, dürtü kontrolü ve risk değerlendirmesinden sorumlu beyin bölgeleri henüz tam olgunlaşmamıştır. Bu durum, gençlerin bazı kararları değerlendirirken yetişkin bakış açısına henüz tam olarak sahip olmayabileceklerini gösterir

Bu yaş grubunda romantik ilişkiler daha ciddi ve süreklilik arz edebilirken dijital dünyanın riskleri de çeşitlenmektedir. Çevrimiçi flörtleşme, tanımadıkları kişilerle iletişim kurma, özel fotoğraf ya da mesaj paylaşımı gibi konular gündeme gelebilmektedir. Bu noktada rıza, karşılıklı saygı ve güven kavramları yalnızca yüz yüze ilişkiler için değil, dijital ortamlar için de geçerlidir. Gençlerin, bir ilişki içinde olmanın kişisel sınırlarını dijital alanda da koruma gerektirdiğini anlamaları desteklenmelidir. 

Bunun yanı sıra sürekli mesajlaşma, “çevrimiçi olmasına rağmen cevap vermemesi”, mesajlara geç dönülmesi ya da sosyal medyada yapılan paylaşımlar, gençler arasında sıkça yanlış anlamalara ve kaygıya yol açabilmektedir. Bu dönemde gençler, dijital ortamda onaylanmayı, beğeni ve takipçi sayıları üzerinden değer görmeyi gerçek ilişkisel yakınlıkla karıştırabilirler. Ebeveynlerin, dijital etkileşimlerin bir ilişkinin kalitesini tek başına belirlemediğini, çevrimiçi davranışların duygusal etkiler yaratabileceğini öğretmeleri oldukça önemlidir.

Cinsel gelişim, ön ergenlik ve ergenliğin doğal bir parçasıdır. Ön ergenlikte cinsellik genellikle bedenle ilgili merak, mahremiyet farkındalığı ve “normal miyim?” soruları etrafında şekillenirken ergenlikle birlikte cinsel ilgi ve uyarılma daha belirgin hâle gelmektedir. Bu ilginin her gençte aynı yoğunlukta ya da aynı zamanlamada ortaya çıkmaması gelişimsel olarak oldukça doğaldır. Romantik ilişkiler, gençler için cinselliği anlamlandırmanın, sınırlarını keşfetmenin ve kendilerini tanımanın en doğal yoludur. Ancak biyolojik hazır oluş, duygusal ve bilişsel hazır oluşla her zaman paralel ilerlemez. Bir genç bedensel olarak gelişimini tamamlamış görünse bile, duygusal olarak yakınlık kurmaya ya da kişisel sınırlarını korumaya her zaman hazır olmayabilir.

Sosyal medya ve çevrim içi içerikler, ergenlerin romantik ilişkiler ve beden algısıyla ilgili beklentilerini şekillendirirken, her zaman gelişimsel gerçeklikle örtüşmeyen mesajlar içerebilmektedir. Açık ya da örtük biçimde sunulan cinsel içerikler, idealize edilmiş bedenler ve hızlı ilişki modelleri, gençlerin kendi gelişimsel hızlarını yetersiz hissetmelerine yol açabilir. Eleştirel değerlendirme becerileri henüz gelişim aşamasında olan gençler için bu içerikler özellikle dikkatle ele alınmalıdır.

Beden ve ilişkilerle ilgili bilgilendirme dijital çağda daha erken ve daha kapsayıcı bir rehberlik yaklaşımını gerektirmektedir. Günümüzde çocuklar ve ergenler, bu konularla ilgili bilgiye yalnızca akranlarından değil; internet ve sosyal medya aracılığıyla da maruz kalabilmektedir. Bu içerikler çoğu zaman gerçekçi olmayan beklentiler ve sağlıksız ilişki mesajları içerebilir. 

Bu nedenle , beden, cinsellik ve ilişkilere dair bilgilendirme, dijital çağda daha erken ve daha kapsayıcı bir rehberlik  yaklaşımını gerektirmektedir. Günümüzde çocuklar ve ergenler, cinsellikle ilgili bilgiye artık yalnızca akranlarından değil; internet ve sosyal medya aracılığıyla da ulaşabilmektedirler. Bu içerikler çoğu zaman gerçekçi olmayan beklentiler, sağlıksız ilişki dinamikleri ve rıza kavramını çarpıtan mesajlar içermektedir. Ebeveynlerin rolü, bu bilgiyi yasaklamak ya da görmezden gelmekten ziyade, gördüklerini anlamlandırmalarına yardımcı olmaktır. Yaşa uygun bir dil kullanarak beden, mahremiyet, rıza, karşılıklı istek ve güvenli davranışlar hakkında konuşmak, çocuğun dijital dünyada karşılaşabileceği risklere karşı koruyucu bir zemin oluşturmaktadır.

Günümüz çağında ebeveynlerin dikkat etmesi gereken önemli konulardan bir başkası ise dijital akran baskısıdır. Sosyal medya, “herkesin sevgilisi varmış” ya da “herkes bir şeyler deneyimliyormuş” algısını güçlendirerek gençlerde yetersizlik ve geri kalmışlık hissi yaratabilmektedir. Bazı gençler, yalnızca kendilerini bir gruba ait hissetmek için ilişki yaşamaya ya da hazır olmadıkları davranışları denemeye itilebilmektedirler. Bu baskı bazen açık, bazen örtük biçimde ortaya çıkabilir; özellikle dijital ortamlarda görünürlük ve onay ihtiyacı, romantik ve cinsel davranışların hızlanmasına neden olabilmektedir. Ebeveynlerin bu noktada, gelişimsel farklılıkların normal olduğunu vurgulaması ve çocuğun kendi bedenine, duygularına ve hızına saygı duymasını desteklemesi önemli bir koruyucu bir işlev görmektedir. 

Romantik ilişkilere dair sağlıklı bir model oluşturmak, dijital çağda yalnızca ebeveyn-çocuk ilişkisini değil, ebeveynin teknolojiyle kurduğu ilişkiyi de kapsamaktadır. Ebeveynlerin kendi ilişkilerinde ve dijital kullanım alışkanlıklarında sergiledikleri tutumlar, çocuklar için güçlü birer modeldir. Sürekli telefonla meşgul olunan, sınırların belirsiz olduğu ya da dijital ortamda saygısız iletişimin normalleştirildiği bir ortamda büyüyen çocukların, sağlıklı ilişki sınırlarını öğrenmeleri zorlaşabilmektedir. Açık iletişim, saygı, empati ve sınırların hem yüz yüze hem çevrimiçi ilişkilerde geçerli olduğu bir aile iklimi, gençlerin yakın ilişkilerine doğrudan yansımaktadır. 

Sonuç olarak, ön ergenlik ve ergenlik dönemindeki yakın ilişkiler, dijital çağın etkisiyle daha görünür ve karmaşık bir yapı kazanmıştır. Ancak dijital dünyada büyüyen çocuklar için bu ilişkiler her ne kadar daha erken yaşlarda fark edilir hâle gelse de, süreç hâlâ gelişimsel bir çerçevede ilerlemektedir. Ebeveynler korku yerine farkındalık, yasak yerine rehberlik ve yargı yerine anlayış sunduklarında; çocuklarının hem bugün hem de ilerleyen yaşamlarında daha sağlıklı, saygılı ve güvenli ilişkiler kurmalarına güçlü bir zemin hazırlamış olurlar.

Bu yazı Zeynep Koçlu tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için zeynepkoclu@psikolojistanbul.com