Pi BLOG

İyi Seks Yatakta Değil Konuşmada Başlar

Günümüzde cinsel yaşam çoğu zaman sayılarla konuşuluyor: Ne kadar sık? Ne kadar uzun? Ne kadar “iyi”? Oysa hem klinik deneyim hem de araştırmalar, sağlıklı bir cinsel yaşamın asıl belirleyicisinin performans ya da sıklık değil, seks hakkında konuşabilme kapasitesi olduğunu gösteriyor.

Bu yalnızca teorik bir varsayım değil. The Normal Bar adlı kapsamlı çalışmada Chrisanna Northrup, Pepper Schwartz ve James Witte, 24 ülkeden yaklaşık 70.000 kişinin katıldığı geniş ölçekli bir araştırmanın sonuçlarını analiz etti. Bulgulardan biri oldukça çarpıcıydı: Seks hakkında rahatça konuşabilen çiftler cinsel yaşamlarından anlamlı ölçüde daha yüksek doyum bildirirken, seks hakkında konuşamayan çiftlerin yalnızca %9’u cinsel olarak tatmin olduklarını ifade ediyordu.

Benzer şekilde, John Gottman’ın kırk yıla yayılan ve 3.000’den fazla çiftle yürüttüğü araştırmalar, güçlü bir cinsel yaşamı olan çiftlerin ortak bazı özellikler taşıdığını gösteriyor. Bu çiftler:

Her gün “Seni seviyorum” der ve bunu gerçekten hissederler.

Sebepsiz yere tutkuyla öpüşürler.

Sürpriz romantik jestler yaparlar.

Partnerlerinin neyle uyarıldığını ve neyle soğuduğunu bilirler.

Kamusal alanlarda bile şefkatli temas kurarlar.

Birlikte oynamayı ve eğlenmeyi sürdürürler.

Sarılırlar.

Seksi yapılacaklar listesinin sonuna değil, öncelik sırasına koyarlar.

İyi arkadaş kalırlar.

Cinsel yaşamları hakkında rahatça konuşabilirler.

Haftalık randevular planlarlar.

Romantik kaçamaklara çıkarlar.

Birbirlerine bilinçli olarak yönelmeye dikkat ederler.

Bu veriler önemli bir gerçeğe işaret ediyor: Cinsel sorunların çoğu zaman başladığı yer yatak odası değil, iletişim alanıdır.

Burada yalnızca “ne istediğini söylemekten” söz etmiyoruz. Pek çok çift cinsel performansı ya da başarıyı konuşabilir; ancak arzuların yanı sıra korkuları, utancı, kırılganlığı, geçmiş deneyimlerin izlerini ve merakı paylaşmak çok daha derin bir yakınlık gerektirir. Seks hakkında konuşmak bu yüzden zordur. Akşam yemeği sohbetine benzemez; koşturmacanın arasında “aradan çıkarılacak” bir konu değildir. Mesajlaşarak yapılması çoğu zaman yeterince güvenli değildir. İronik biçimde, bu konuşmayı yapmanın en zor zamanı da seksin kendisidir. Seks hakkında konuşmak, kendine ait bir zaman ve bağlam ister.

John Gottman’a  göre seks, ilişkiden bağımsız bir alan değildir; ilişkinin genel dostluk, güven ve duygusal ikliminin bir yansımasıdır. Sağlıklı bir cinsel yaşam, güçlü bir dostluk temeli üzerinde yükselir. Birlikte gülmek, oynamak, günlük küçük temaslara yanıt vermek  yani  birbirine yönelmek, hem duygusal hem de cinsel yakınlığın en güçlü yordayıcıları arasındadır.

Modern kültür iyi seksi sayılarla ölçmeyi öğretmiş olabilir; ancak hayat bu ölçütleri sık sık geçersiz kılar. Doğum sonrası dönemler, hastalıklar, depresyon, yoğun stres ya da biyolojik değişimler nedeniyle seksin sıklığı dönemsel olarak azalabilir. Eğer mutlu bir cinsel yaşam yalnızca sıklıkla ölçülseydi, pek çok çift baştan “başarısız” ilan edilirdi. Oysa araştırmalar net bir noktaya işaret ediyor: Seksin mümkün olmadığı zamanlarda bile yakınlık ilişki için hayati önemdedir. Sarılmak, el ele tutuşmak, öpüşmek, temas etmek, çatışıp onarabilmek; cinsel birleşme olmasa bile bağı canlı tutar.

Nitekim The Normal Bar çalışmasında sarılmayan çiftlerin yalnızca %6’sının iyi bir cinsel yaşama sahip olduğu görülmüştür. Bu bulgu, duygusal bağdan kopuk bir erotizmin uzun vadede sürdürülebilir olmadığını güçlü biçimde ortaya koyar. Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, iyi bir cinsel yaşamı olan çiftler benzer şeyleri yapar: Şefkat gösterirler, sarılırlar, iyi arkadaş kalırlar, seksi öncelik haline getirirler ve en önemlisi, seks hakkında konuşabilirler.

Burada “kişisel olmayan seks” ile “kişisel seks” arasındaki fark belirginleşir. Kişisel olmayan seks daha kolay ve eğlenceli görünebilir; çünkü risk, kırılganlık ve emek gerektirmez. Ancak uzun süreli bağlı ilişkilerde mesele yalnızca eğlence değildir. Mesele, bedeni, zihni ve duyguyu birlikte paylaşabilmektir. Gerçek ve kişisel seks; konuşma, fedakârlık, başlatmayı da reddetmeyi de öğrenme ve utançla çalışabilme kapasitesi ister. Zordur, risklidir ama aynı zamanda çok daha derindir.

Sonuç olarak araştırmaların ortak mesajı nettir: 

Partnerinizin cinsellikte neyi sevdiğini, neyin zorlayıcı ya da hassas olduğunu, neyin yakınlık duygusunu güçlendirdiğini gerçekten bilmek ve bunları açık, yargısız bir şekilde konuşabilmek; sağlıklı bir cinsel yaşamın temel yapı taşlarından biridir.

Cinsellikte “normal” tek bir sayı ya da başkalarıyla yapılan bir karşılaştırma değildir. Normal, iki kişinin rızayla, güven içinde ve konuşarak kurabildiği bağdır.

Belki de asıl soru şudur: Cinsel yaşamımız hakkında ne kadar rahat konuşabiliyoruz?

Çünkü çoğu zaman iyi seks, yatakta değil; konuşmada başlar.

Bu yazı Birgül Geyimci tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için birgul@psikolojistanbul.com