Pi BLOG

Gerçek Bir Aşk Hikayesi: Kıyaslamadan Takdire

Bir akşam sosyal medyada gezinirken tanımadığınız birinin yıldönümü paylaşımına denk geliyorsunuz. Sürpriz bir kahvaltı, çiçekler, uzun ve duygusal bir not var. Ya da bir dizinin finalinde yağmurun altında birbirine koşan iki kişiyi izliyorsunuz. Sonra dönüp kendi ilişkinize bakıyorsunuz: yorgun bir akşam, lavaboda bekleyen bulaşıklar, "Faturayı yatırdın mı?" sorusuyla biten bir konuşma. İçinizden bir ses soruyor: "Bizimki neden böyle değil?"

Bu soru son derece insani. Kıyaslama, zihnimizin deneyimlerini anlamlandırmak için kullandığı doğal bir yoldur. Ancak ne ile kıyaslama yaptığımız da önemlidir. Sosyal medyada, romanlarda ya da filmlerde gördüğümüz ilişkiler çoğu zaman gerçek ilişkiler değil, özenle seçilmiş anlardan ve kurgulanmış hikayelerden oluşur. Kendi ilişkimizi bu görüntülerle kıyasladığımızda, farkında olmadan hiçbir gerçek ilişkinin karşılayamayacağı bir ölçüt belirlemiş oluruz.

Sosyal medya bu kıyaslamanın en sık yaşandığı alanlardan biridir. Chou ve Edge'in (2012) araştırmasında, Facebook'ta daha fazla zaman geçiren kişilerin başkalarının kendilerinden daha mutlu olduğuna ve daha iyi bir hayat sürdüğüne inanmaya daha yatkın olduğu görülmüştür. Bunun nedeni anlaşılırdır. Ekranda başkalarının en güzel anlarını görürüz, ama kendi ilişkimizin, sahne arkası dahil her anını biliriz. Böylece kendi kamera arkamızı başkalarının vitrinleriyle karşılaştırırız. O güzel yıldönümü fotoğrafının öncesinde yaşanan tartışmayı ya da sonrasında gelen sessizliği hiçbir zaman görmeyiz.

Filmler ve romanlar ise farklı bir şekilde etkiler. Bu hikayelerde çatışmalar birkaç sahnede çözülür, büyük jestler her sorunu ortadan kaldırır ve "doğru kişi" bulunduğunda her şey kendiliğinden yoluna girer. Karakterler çoğu zaman birbirlerinin ne istediğini söylemeden bilir. Holmes (2007), romantik içerikli filmleri ve dizileri daha çok izleyen kişilerin "ruh eşi" ve "kader" inançlarının daha güçlü olduğunu bulmuştur. İlişkilerle ilgili inançlar üzerine çalışan Knee (1998) ise ilişkinin kaderle belirlendiğine inanan kişilerin, sorunlar ortaya çıktığında ilişkinin "doğru" olmadığı sonucuna daha kolay varabildiğini göstermiştir. İlişkinin birlikte emek verilerek büyüdüğüne inananlar ise sorunları çözülmesi gereken ortak bir alan olarak görme eğilimindedir.

Kıyaslama sürekli hale geldiğinde ilişkide sessiz ama derin bir değişim başlar. Gottman'ın araştırmaları, mutlu çiftlerin birbirlerinin olumlu yönlerini fark etmeye odaklandığını, zorlanan çiftlerin ise giderek eksikleri ve hataları taramaya başladığını gösterir. Partnerinizi filmlerdeki karakterlerle ya da sosyal medyadaki çiftlerle kıyasladıkça, onun yaptığı küçük iyilikleri görmek zorlaşır ve eksik olan her şey büyür. Bir süre sonra partnerinizin nötr, hatta olumlu davranışları bile olumsuz bir filtreden geçmeye başlayabilir. Kıyaslanan partner ise ne yaparsa yapsın yetmeyeceğini hissedebilir. Bu duygu çoğu zaman savunmaya geçmeye, geri çekilmeye ve ilişkide giderek büyüyen bir mesafeye yol açar.

Peki bu döngüyü nasıl kırabilirsiniz? İlk adım, kıyaslama anını fark etmektir. Bir paylaşım ya da bir sahne içinizde bir sızı uyandırdığında kendinize şunu sormayı deneyin: "Bu sahnede beni bu kadar etkileyen ne?" Çoğu zaman kıyaslamanın altında bir özlem yatar. Görülmek, önemsenmek, şaşırtılmak ya da birlikte daha fazla zaman geçirmek isteyebilirsiniz. Kıyaslama aslında karşılanmayı bekleyen bir ihtiyacın habercisidir. O ihtiyacı fark ettiğinizde, onu partnerinizle paylaşabileceğiniz bir cümleye dönüştürebilirsiniz.

Burada açık iletişim devreye girer. Filmlerde karakterler birbirlerinin aklından geçenleri tahmin edebilir, ama gerçek hayatta hiçbirimiz zihin okuyamayız. Gottman yaklaşımında "yumuşak başlangıç" olarak tanımlanan beceri, ihtiyaçlarınızı partnerinizi suçlamadan ifade etmenize yardımcı olur. "Filmlerdeki adamlar bile senden daha romantik" demek yerine şunu söyleyebilirsiniz: "O sahneyi izlerken bizim de hayatımızda böyle küçük sürprizler olsun istedim. Bu hafta birlikte bir akşam planlayalım mı?" İlk cümle partnerinizi savunmaya iter. İkincisi ise onu yanınıza davet eder. Dinleyen taraf için de önemli bir fırsat vardır. Partnerinizin dile getirdiği özlemi bir eleştiri olarak değil, sizinle daha yakın olma isteği olarak duymaya çalışmak ilişkiyi güçlendirir.

Kıyaslamanın panzehiri ise bir takdir kültürü oluşturmaktır. Gottman'ın beğeni ve hayranlık sistemi olarak adlandırdığı bu kültür, partnerinizin olumlu yönlerini bilinçli olarak fark etmeye ve bunları dile getirmeye dayanır. Romantizm çoğu zaman büyük jestlerde değil, gündelik küçük anlarda yaşar. Bir fincan çay getirmek, günün nasıl geçtiğini sormak, bir şakaya gülmek ya da elinizi tutmak bu tekliflerin en yaygın örnekleridir. Filmlerde bu sahneler montajda kesilir, ama gerçek ilişkileri ayakta tutan tam da bu anlardır.

Takdir kültürünü günlük hayata taşımak için basit ritüeller işe yarayabilir. Her akşam birbirinize o gün fark ettiğiniz bir şey için teşekkür edebilirsiniz. Birlikte yaşadığınız güzel anıları, tanıştığınız günü ya da zor bir dönemi nasıl atlattığınızı zaman zaman hatırlayabilirsiniz. Çünkü sizin de bir hikayeniz var ve o hikaye hiçbir filmin senaryosunda yazılı değil. Sosyal medyada kıyaslama duygusunun arttığını fark ettiğiniz anlarda ekranı bir süre kapatmak ve dikkatinizi yanınızdaki kişiye çevirmek de küçük ama etkili bir adımdır.

Kıyaslamalar ilişkinizde süreklilik kazanmışsa, konuşmalarınız sıklıkla küçümseme ya da suçlamayla sonuçlanıyorsa ya da birbirinizden giderek uzaklaştığınızı hissediyorsanız bir çift terapistinden destek almak iyi bir adım olabilir. Terapi, kıyaslamanın altında yatan beklentileri güvenli bir ortamda konuşmanıza ve bu beklentileri birlikte karşılayabileceğiniz yollar bulmanıza yardımcı olabilir.

Sonuç olarak, hiçbir gerçek ilişki bir film sahnesi ya da bir sosyal medya paylaşımı kadar kusursuz değildir ve olması da gerekmez. İlişkinizi değerli kılan, kusursuzluğu değil; birbirinizi görmeyi, ihtiyaçlarınızı açıkça paylaşmayı ve sahip olduklarınıza değer vermeyi seçebilmenizdir. Başkalarının hikâyelerine bakmayı bırakıp kendi hikâyenize döndüğünüzde, orada fark etmediğiniz pek çok güzel sahne olduğunu görebilirsiniz.


Kaynaklar

Chou, H. T. G. ve Edge, N. (2012). "They are happier and having better lives than I am": The impact of using Facebook on perceptions of others' lives. Cyberpsychology, Behavior, and Social Networking, 15(2), 117–121.

Holmes, B. M. (2007). In search of my "one and only": Romance-oriented media and beliefs in romantic relationship destiny. The Electronic Journal of Communication, 17(3–4).

Knee, C. R. (1998). Implicit theories of relationships: Assessment and relation to romantic relationship initiation, coping, and longevity. Journal of Personality and Social Psychology, 74(2), 360–370.


Bu yazı Zeynep Koclu tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için zeynepkoclu@psikolojistanbul.com