Pi BLOG

Onlar Öyle, Biz Böyle

"Arkadaşımın eşi her hafta sonu bir plan yapıyor, biz ise evden çıkmıyoruz." "Başka biriyle evlenseydim her şey çok farklı olurdu." Çift terapisi seanslarında bu tür cümlelere sıkça rastlanır. İlk bakışta sıradan bir şikayet gibi görünen kıyaslamalar, çoğu zaman ilişkinin en hassas noktalarına işaret eder: karşılanmayan beklentilere, dile getirilmemiş ihtiyaçlara ve zaman içinde aşınmaya başlayan güvene.

Kıyaslama, insan zihninin doğal bir işleyişidir. Deneyimlerimizi değerlendirirken bir referans noktasına ihtiyaç duyarız. Ancak yakın ilişkilerde bu referans noktası partnerin gerçekliğinden giderek uzaklaşırsa, kıyaslama ilişkiyi besleyen bir değerlendirme aracı olmaktan çıkabilir ve ilişkiyi aşındıran bir örüntüye dönüşebilir.

John Gottman, The Science of Trust (2011) adlı kitabında kıyaslamayı güven ve ihanet süreçlerinin merkezine yerleştirir. Gottman'a göre ilişkide güvenin aşınması çoğu zaman büyük bir ihanetle değil, küçük ve tekrarlayan olumsuz kıyaslamalarla başlar. Partnerini zihninde gerçek ya da hayali başka birileriyle olumsuz biçimde karşılaştıran kişi, farkında olmadan mevcut ilişkinin değerini düşürür ve alternatiflerin değerini yükseltir. Sağlıklı ilişkilerde partnerler sahip olduklarına değer verirken, güvenin zayıfladığı ilişkilerde eksik olana odaklanma eğilimi giderek güçlenir. Bu açıdan bakıldığında seanslarda duyulan kıyaslama cümleleri yalnızca bir yakınma olarak değil, ilişkideki bağlılığın ve güvenin durumuna dair önemli bir klinik veri olarak ele alınabilir.

Karşılanmayan beklentiler, kıyaslamanın en sık görülen kaynağıdır. Yüksek beklentilere sahip olmak tek başına bir sorun değildir. Asıl sorun, beklentiler ile yaşanan gerçeklik arasındaki mesafenin açılması ve bu mesafenin konuşulamamasıdır. McNulty ve Karney'in (2004) yeni evli çiftlerle yaptığı boylamsal çalışma bu noktaya ışık tutar. Araştırmaya göre olumlu beklentiler, ilişki becerileri güçlü olan çiftlerde doyumun korunmasına katkı sağlamıştır. Buna karşılık iletişim ve problem çözme becerileri zayıf olan çiftlerde yüksek beklentiler, zaman içinde doyumda daha keskin bir düşüşle ilişkili bulunmuştur. Bu bulgu terapistler için önemli bir ipucu sunar. Amaç danışanların beklentilerini düşürmek değil, onları karşılayabilecek becerileri geliştirmek olmalıdır.

Kıyaslama seansta nadiren açık bir beklenti ifadesi olarak ortaya çıkar. Çoğu zaman Gottman'ın "Dört Atlı" olarak tanımladığı örüntülerle, özellikle eleştiri ve aşağılama ile birlikte görülür. "Herkesin eşi… ama sen…" gibi ifadeler, belirli bir davranışa yönelik bir şikayeti partnerin kişiliğine yönelik genel bir yargıya dönüştürür. Kıyaslama küçümseyici bir tonla dile getirildiğinde ise aşağılamaya yaklaşır. Gottman ve Levenson'ın (1992) araştırmaları, aşağılamanın ilişkinin sona ermesinin en güçlü yordayıcılarından biri olduğunu göstermektedir. Aynı çalışmalar, istikrarlı ilişkilerde çatışma sırasında bile olumlu etkileşimlerin olumsuz etkileşimlere oranının yaklaşık beşe bir düzeyinde kaldığını ortaya koymuştur. Kıyaslamanın kronikleştiği ilişkilerde bu denge bozulur. Sıklıkla bir "olumsuz duygu baskınlığı" gelişir: partnerlerden biri, diğerinin nötr hatta olumlu davranışlarını bile olumsuz bir filtreden geçirerek algılamaya başlar.

Bu örüntülerle çalışan terapist için ilk adım, kıyaslamanın içeriğine takılmak yerine altındaki ihtiyacı görünür kılmaktır. "Arkadaşımın eşi her hafta plan yapıyor" diyen danışan aslında daha fazla ortak zaman, heyecan ya da görülme ihtiyacını dile getiriyor olabilir. Bu süreçte taraf tutmamak kritik önemdedir. Kıyaslanan partner kendini çoğu zaman yetersiz ve haksızlığa uğramış hisseder. Kıyaslayan partner ise yalnız ve görülmemiş hisseder. İki deneyimin de eşit ölçüde anlaşılır kılınması, terapötik ittifakın temelini oluşturur.

Kıyaslamanın odağı "başka bir hayat" ya da belirli bir üçüncü kişi olmaya başladığında durum daha dikkatli ele alınmalıdır. Gottman'ın güven modeline göre alternatiflere yönelik zihinsel meşguliyetin artması, ilişkide duygusal ya da fiziksel bir ihanet riskinin yükseldiğine dair erken bir işaret olabilir.

Terapistin ayırt etmesi gereken bir diğer nokta, beklentinin çözülebilir bir sorunla mı yoksa süregiden bir farklılıkla mı ilgili olduğudur. Gottman ve Silver (1999), çiftlerin çatışmalarının yaklaşık %69'unun kişilik ve yaşam tarzı farklılıklarından kaynaklanan süregiden sorunlar olduğunu belirtir. Bazı beklentiler partnerin temel özellikleriyle çelişiyor olabilir. Bu durumda hedef beklentinin tamamen karşılanması değil, çiftin bu farklılıkla birlikte yaşayabileceği bir diyalog kurabilmesidir. Beklentilerin aile öyküsü, kültürel değerler ve geçmiş deneyimlerle bağlantısını merak etmek de çiftin birbirine daha anlayışla yaklaşmasını kolaylaştırır. Çünkü bir partnerin beklentisi, kendi çocukluğunda eksik kalan bir deneyimi onarma arzusunu taşıyor olabilir.

Gottman Çift Terapisi bu süreçte terapistlere yapılandırılmış bir araç seti sunar:

• Yumuşak başlangıç: Kıyaslama cümlesi, "ben" diliyle ifade edilen bir duyguya, durumun tarafsız bir tanımına ve olumlu bir ihtiyaca dönüştürülür.

• Çatışmanın İçindeki Hayaller: "Bu senin için neden bu kadar önemli?" gibi sorularla beklentinin altındaki değerler ve kişisel öyküler açığa çıkarılır.

• Beğeni ve hayranlık sistemini güçlendirmek: Partnerin olumlu yönlerini fark etmeye ve dile getirmeye yönelik düzenli takdir alıştırmaları yapılır.

• Bağlantı tekliflerine yönelmek: Gündelik küçük tekliflerin fark edilmesi sağlanır, böylece beklentiler somut ve küçük adımlarla karşılanabilir hâle gelir.

• İlişkinin Durumu toplantısı: Haftalık bir ritüelle önce iyi gidenler takdir edilir, ardından bir beklenti yapılandırılmış biçimde konuşulur.

Sonuç olarak seansta duyulan her kıyaslama cümlesi, ilişkide görülmek, önemsenmek ve değer verilmek isteyen bir ihtiyacın izini taşır. Terapistler açısından önemli olan kıyaslamayı bastırmak ya da beklentileri küçültmek değildir. Önemli olan, partnerlerin beklentilerini birbirlerine yumuşak bir dille ifade edebilmelerine, bu beklentilerin ardındaki hayalleri anlayabilmelerine ve sahip olduklarına yeniden değer verebilmelerine eşlik etmektir. Çiftler eksik olana bakmaktan birlikte inşa edebileceklerine bakmaya geçtiklerinde, kıyaslama ilişkiyi aşındıran bir güç olmaktan çıkabilir ve ortak bir büyümenin başlangıç noktasına dönüşebilir.


Kaynaklar

Gottman, J. M. (2011). The Science of Trust: Emotional Attunement for Couples. New York: W. W. Norton.

Gottman, J. M. ve Levenson, R. W. (1992). Marital processes predictive of later dissolution: Behavior, physiology, and health. Journal of Personality and Social Psychology, 63(2), 221–233.

Gottman, J. M. ve Silver, N. (1999). The Seven Principles for Making Marriage Work. New York: Crown.

McNulty, J. K. ve Karney, B. R. (2004). Positive expectations in the early years of marriage: Should couples expect the best or brace for the worst? Journal of Personality and Social Psychology, 86(5), 729–743.


Bu yazı Zeynep Koclu tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için zeynepkoclu@psikolojistanbul.com