Pi BLOG

Sahte Hayatlar, Gerçek Çocuklar

Sahte Hayatlar, Gerçek Çocuklar

"Herkes yaz tatilinde yurt dışına gitti, bir tek biz hiçbir yere gitmedik." "Sınıftaki kızların hepsi benden güzel." "Ben o dizideki çocuk gibi hiçbir zaman olamayacağım." Bu cümleleri çocuğunuzdan duyduğunuzda ne hissettiniz? Çoğu ebeveyn bu anlarda hem üzülür hem de ne diyeceğini bilemez. Çünkü çocuklarımızın kendilerini kıyasladığı dünya artık yalnızca sınıf arkadaşlarından ya da mahalledeki çocuklardan oluşmuyor. Ekranlar, kitaplar ve filmler aracılığıyla her gün yüzlerce "daha güzel", "daha başarılı" ve "daha mutlu" hayatla karşılaşıyorlar.

Kıyaslama, çocuk gelişiminin doğal bir parçasıdır. Çocuklar, başkalarına bakarak neyi iyi yaptıklarını, neyi geliştirebileceklerini ve nereye ait olduklarını öğrenir. Ergenlik döneminde ise bu eğilim belirgin biçimde güçlenir. Kimlik arayışının yoğunlaştığı bu dönemde akranların onayı büyük önem kazanır. Ergenler, herkesin sürekli kendilerine baktığını ve kendilerini değerlendirdiğini hissedebilir. Bu duygu, dış görünüşe ve başkalarının gözündeki imaja yönelik hassasiyeti artırır.

Sorun, kıyaslama yapılan ölçütün gerçekçi olmaktan çıkmasıyla başlar. Sosyal medyada gördüğümüz hayatlar, özenle seçilmiş, düzenlenmiş ve çoğu zaman filtrelenmiş anlardan oluşur. Bir çocuk, akranının paylaştığı tatil fotoğrafını görür, ama o fotoğrafın çekilmesi için harcanan yarım saati, ardından gelen tartışmayı ya da sıkıcı geçen diğer günleri görmez. Kendi hayatının her anını bilirken başkalarının yalnızca vitrinini görür. ABD Genel Cerrahlığı'nın (U.S. Surgeon General, 2023) gençlerin ruh sağlığı ve sosyal medya üzerine yayımladığı raporda, 13–17 yaş arasındaki ergenlerin yaklaşık yarısı (%46) sosyal medyanın beden algılarını olumsuz etkilediğini belirtmiştir. Aynı raporda, günde üç saatten fazla sosyal medya kullanan ergenlerde depresyon ve kaygı belirtileri riskinin yaklaşık iki katına çıktığına dair bulgular da yer almaktadır.

Kitaplar ve filmler de benzer bir etki yaratabilir. Gençlik dizilerinde liseli karakterleri çoğunlukla yirmili yaşlarındaki oyuncular canlandırır. Bu karakterlerin görünüşü, özgüveni ve hayatları, gerçek bir ergenin gündelik deneyiminden oldukça uzaktır. Çocuklar bu hikayelerle kendilerini özdeşleştirirken, farkında olmadan kendi hayatlarını da bu kurgusal ölçütlerle değerlendirmeye başlayabilir. "Benim hayatım neden bu kadar sıradan?" sorusu, çoğu zaman bu karşılaştırmanın bir ürünüdür.

Kıyaslamanın çocuğunuzu olumsuz etkilemeye başladığını bazı işaretlerden anlayabilirsiniz. Kendisi hakkında sıklıkla "hiçbir şeyi beceremiyorum" ya da "ben çirkinim" gibi genellemeler yapması, fotoğraf çektirmekten kaçınması, sevdiği etkinliklerden "zaten iyi değilim" diyerek vazgeçmesi, sosyal medyada vakit geçirdikten sonra huzursuz ya da öfkeli görünmesi bu işaretlerden bazılarıdır. Bazı çocuklar ise bu duyguları dile getirmez ve içe kapanarak yaşar.

Ebeveynler olarak yapabileceğiniz ilk şey, kıyaslamayı tamamen engellemeye çalışmak değil, çocuğunuzun gördüklerini anlamlandırmasına eşlik etmektir. Çocuğunuzla birlikte bir paylaşıma ya da bir film sahnesine bakıp şu soruları konuşabilirsiniz: "Bu kişi neleri paylaşmamayı seçmiş olabilir?" "Bu karakter gerçek hayatta yaşasaydı nelerle zorlanırdı?" Bu tür sohbetler, çocuğunuzun ekranda gördüklerinin gerçekliğin yalnızca bir parçası olduğunu fark etmesine yardımcı olur. Yasaklamak yerine birlikte düşünmek, çocuğunuza hayatı boyunca kullanabileceği eleştirel bir bakış kazandırır.

Kendi tutumunuzu gözden geçirmek de en az bu sohbetler kadar önemlidir. "Bak kuzenin ne kadar çalışkan", "Komşunun kızı hiç böyle yapmıyor" gibi cümleler, iyi niyetle söylense bile çocuğunuzun zihnine kıyaslamayı bir değerlendirme ölçütü olarak yerleştirir. Aynı şekilde kendi bedeniniz, hayatınız ya da başkalarının yaşamları hakkında sık sık olumsuz kıyaslamalar yaptığınızda, çocuğunuz da bu dili öğrenir. Çocuklar söylediklerimizden çok, nasıl yaşadığımızdan etkilenir.

Çocuğunuz yetersizlik duygularını sizinle paylaştığında, duyguyu hemen düzeltmeye çalışmamak önemlidir. "Saçmalama, sen çok güzelsin" ya da "Onların hayatı da o kadar iyi değil" gibi cevaplar iyi niyetli olsa da, çocuğun anlaşılmadığını hissetmesine neden olabilir. Bunun yerine önce duyguyu kabul edin: "Bunu görünce kendini yetersiz hissetmen çok anlaşılır. Ben de bazen böyle hissediyorum." Çocuğunuz önce anlaşıldığını hissetmeye ihtiyaç duyar. Ancak bundan sonra farklı bir bakış açısını duymaya hazır olur.

Özgüveni onarmanın en güçlü yollarından biri, çocuğunuzun kendi değerini dış ölçütlerden bağımsız olarak deneyimleyebilmesidir. Çocuğunuzu "ne kadar akıllısın" ya da "ne kadar güzelsin" diye övmek yerine, gösterdiği çabayı, merakını, nezaketini ve ısrarını fark ettiğinizi söyleyebilirsiniz. Onu başkalarıyla değil, kendi geçmişiyle kıyaslamasına yardımcı olabilirsiniz: "Geçen yıl bu parçayı çalamıyordun, bak şimdi ne kadar ilerledin." Ekran dışında kendini yetkin hissettiği alanlar bulması da bu süreçte çok değerlidir. Spor, müzik, sanat, doğa ya da gönüllülük gibi etkinlikler, çocuğun değerini beğeni sayılarıyla değil, gerçek deneyimlerle ölçmesini sağlar.

Kurgusal hikayeler de bu süreçte bir kaynak olarak kullanılabilir. Çocuğunuzun sevdiği karakterlerin zorlandığı, hata yaptığı ve kendinden şüphe ettiği anları birlikte konuşmak, ona kahramanların bile kusursuz olmadığını hatırlatır. Ayrıca ekran kullanımına dair aile kurallarını çocuğunuzla birlikte belirlemek, örneğin yemek masasında ve yatmadan önce telefonların başka bir odada kalması, hem kıyaslama maruziyetini azaltır hem de aile içinde gerçek bağlantıya alan açar.

Her çocuğun duyarlılığı farklıdır. Eğer çocuğunuzun yetersizlik duyguları uzun süredir devam ediyorsa, arkadaşlarından ve sevdiği etkinliklerden uzaklaşıyorsa, uyku ve iştah düzeninde belirgin değişiklikler oluyorsa ya da bedeniyle ilgili yoğun bir kaygı yaşıyorsa, bir çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanından destek almak önemlidir. Uzman desteği, hem çocuğunuzun bu duyguları güvenli bir ortamda işlemesine hem de sizin ona nasıl eşlik edebileceğinizi netleştirmenize yardımcı olur.

Sonuç olarak, çocuklarımızı kıyaslamanın dünyasından tümüyle korumamız mümkün değil. Ama onlara, ekranda gördüklerinin hikâyenin yalnızca bir kısmı olduğunu, değerlerinin beğeni sayısıyla ya da bir karakterin hayatıyla ölçülmediğini gösterebiliriz. Bir çocuğun en güçlü koruyucusu, "Ben olduğum gibi değerliyim ve beni olduğum gibi gören biri var" duygusudur. Bu duyguyu en iyi siz besleyebilirsiniz.


Kaynaklar

U.S. Surgeon General. (2023). Social Media and Youth Mental Health: The U.S. Surgeon General's Advisory. U.S. Department of Health and Human Services.


Bu yazı Zeynep Koçlu tarafından hazırlanmıştır ve tüm hakları saklıdır. Her türlü soru görüş ve önerileriniz için zeynepkoclu@psikolojistanbul.com